HASTALIKLAR | Chat kanalı – Chat kanalları – Sohbet kanalı – Sohbet kanalları HASTALIKLAR | Bir baÅŸka WordPress sitesi
Rss Feed

‘HASTALIKLAR’ Category

  1. Soğuk algınlığı için bu önerilere kulak vermelisiniz

    24 Kasım 2010 by admin

    Soğuk algınlığı için bu önerilere kulak vermeniz de büyük önem var arkadaşlar. Soğuk algınlığına bu önerilere kulak vermelisiniz

    Soğuk algınlığından burun, boğaz, kulaklar, östaki tüpü, nefes borusu, ses telleri ve akciğerlerin etkilendiğine değinen Haliloğlu, soğuk algınlığı en çok okul çağı çocuklarında görülür ve sıklığı yaşla azalır dedi. Soğuk algınlığının ilk belirtileri genellikle boğazda takılma hissi, burun akıntısı ve hapşırık. Çocuklarda ise boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, ateş, halsizlik, kas ağrıları ve iştahsızlık da görülebilir. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu, henüz soğuk algınlığına kesin etkili bir aşı bulunamadığını anlattı: Soğuk algınlığına yakalanmamak için, hastalık belirtileri olan kişilerle hastalığın ilk ikinci ve dördüncü günleri arasında temas edilmemesi gerekir. Ancak, çoğu zaman bu mümkün değildir. Soğuk algınlığına yakalanan kişiler, henüz hasta olduklarını anlamadan bulaştırıcı döneme girmiş olurlar. Soğuk algınlığına yakalanan çocuklar, özellikle burun temizliğinden sonra olmak üzere sık sık ellerini yıkamalı, öksürürken ve hapşırırken ağız ve burunlarını kapamalıdırlar. Soğuk algınlığı genellikle 7 ile 14 gün arasında iyileşir. Bazen sinüzit, orta kulak iltihabı, larenjit veya bronşit gibi komplikasyonlar nedeniyle hastalığın seyri uzayabilir. Haliloğlu, soğuk algınlığının düzelmesinin zamana bağlı olduğunu açıkladı: Bu süre içinde, hastanın istirahat etmesi ve bol sıvı gıda alması (su, meyve suları gibi) gerekir. Genellikle ağrı kesici, dekonjestan ve allerji karşıtı maddeler içeren soğuk algınlığı ilaçları, hastalığı iyileştirmezler; sadece kas ağrısı, burun tıkanıklığı ve baş ağrısı gibi belirtilerin hafifletilmesine yardımcı olabilirler. Boğaz ağrısının şiddetlenmesi ve uzun sürmesi, öksürükle koyu balgam gelmesi veya öksürüğün 10 günden uzun sürmesi, 38 derece üzerinde ve birkaç günden uzun süren ateş olması, göğüs ağrısı, sık nefes alma, yutma güçlüğü, sıvı gıda alamama, kulak ağrısı, boyunda ağrılı şişlikler, dudak, deri veya tırnaklarında morarma belirtilerinden herhangi birinin görülmesi halinde doktora başvurulması gerekmektedir. Soğuk algınlığından korunmak için bunları yapın: # Bağışıklık sisteminizi güçlendirin. # Dengeli beslenin. Meyve sebze ağırlıklı beslenin, fazla et tüketmeyin. # Hastalık riski yüksekse bol bol C vitamini alın. (Örneğin her gün 2 kivi, 1 greyfurt, 1 yeşil biber veya 2 kaşık lahana turşusu yemek gibi) # Hareket edin ve soğuğa karşı vücudunuzun dayanıklı olmasını sağlayın. (Yüzmek, saunaya gitmek, soğuk duş almak, temiz havada yürüyüş yapmak, değişik spor faaliyetleri) # Oda havasını iyileştirin. Hava nemlendiricileri kullanın veya saksı çiçeklerini temin edin. Odayı aşırı ısıtmayın, düzenli olarak havalandırın. # Hava cereyanının oluşmamasına dikkat edin. # Virüslerden korunun. # Soğuk algınlığı dönemlerinden kalabalık ortamlarda, kapalı mekanlarda bulunmayın. Hasta insanlarla öpüşmeyin, 1.5 metreden fazla yaklaşmayın. # Ellerinizi düzenli yıkayın. # Çok kalın veya ince giysiler giymeyin. Havaya göre giyinin. # Stres altındaki insanlar hastalanmaya daha elverişlidir. Her gün düzenli olarak dinlenin. Gevşeme egzersizleri yapın.


  2. Gül Hastalığı

    21 Kasım 2010 by admin

    Gül hastalığı (Pityriasis rosea), stres, sıkıntı gibi nedenlerle ortaya çıkan bir cilt hastalığıdır.

    Başlangıcında öncelikle sivilceye benzeyen bir doku çıkar, sonra bu doku döküntü haline dönüşür ve kırmızı bir halka halini alır. Yüzde çıkmaz. Bu hastalığın görülmesi durumunda tahriş edici kıyafetler giyilmez ve kese cilde uygulanmaz. Hastalığın geçiş süresi bünyeden bünyeye değişiklik gösterir. Geçtiğindede hiçbir iz kalmaz. Sıcaklayıp terlemeden kaçınılmalı, ıslak tutulmamalı temiz tutulup doktora başvurulmalıdır. Ortalama 20-25 gün süren bir cilt hastalığı.

    ——————————————————————————–

    Pityriasis rosea (Gül hastalığı) her yaşta görülebilen, fakat sıklıkla 10-35 yaşlara arasında rastlanılan döküntülü bir deri hastalığıdır. Döküntü birkaç hafta veya yıl sürebilir. Genellikle hastalık kalıcı bir iz bırakmaz, fakat esmer kişilerde zaman içinde gerileyen kahve renkli lekeler kalabilir.

    Hastalığın diğer bulguları nelerdir?

    Bu hastalık göğüs veya sırtta geniş pembe bir leke şeklinde başlar. Bu lekeye madalyon belirtisi denir. Sıklıkla bu leke halka şeklini alıp orta kısmı solar, bu nedenle de mantar sanılıp mantar ilaçları uygulanabilir. Bu döküntü mantar enfeksiyonu olmadığı için bu kremler faydalı olmaz. Birkaç hafta içinde çok sayıda pembe döküntü meydana gelir, hatta bazen yüzlerce döküntü gövde kollar ve bacaklarda görülür. Döküntü boyunda, nadiren yüzde görülebilir. Bu döküntüler madalyon döküntüsünden daha küçüktür ve yine mantar hastalığı ile karıştırılabilirler. Döküntüler ovaldir ve sırtta cam ağacına benzer şekilde dağılırlar. Bazen hastalık çok şiddetli ve yaygın olabilir. Hastaların yarısında kaşıntı vardır, özellikle sıcakta kaşıntı artar.

    Ara sıra halsizlik ve ağrı gibi diğer bulgular görülebilir. Bu döküntü genellikle 6-8 haftada geriler. Fakat bazen daha uzun da sürebilir. Fiziksel aktiviteler ve sıcak banyo döküntüyü arttırabilir. Bazı olgularda döküntü geriledikten birkaç ay sonra tekrarlayarak birkaç ay sürebilir.

    Hastalığın nedeni nedir?

    Hastalığın nedeni belli değildir. Sebebi bir bakteri veya mantar enfeksiyonu değildir. Ayrıca bir alerjik reaksiyon da değildir. Herhangi bir iç hastalıkla ilişkisi yoktur.

    Bir virüsün bu döküntüye neden olabileceği düşünülebilir. Diğer viral enfeksiyonlardaki gibi hastada halsizlik ve yorgunluk bulunabilir. Fakat hastalığın virüs enfeksiyonu sonucunda oluştuğu ispatlanmamıştır. Diğer virüs enfeksiyonlarının aksine Pitriasis rozasea kişiden kişiye bulaşmaz.

    Tanı nasıl konulur?

    Tanı dermatolojik muayene ile konulur. Pitriasis rosea genellikle sırtı, boynu, göğsü, karnı ve kol ve bacakların üst bölümünü etkiler. Döküntü farklı kişilerde farklı biçimlerde görülebildiğinden bazen tanıda zorluk çekilebilir. Döküntünün sayısı ve boyutları kişiden kişiye değişir, ara sıra döküntü vücudun farklı alanlarında, örneğin vücudun alt kısmı ve yüzde görülebilir. Gövdede ki mantar enfeksiyonu ile karıştırılabilir. Bazı ilaçlara karşı olan döküntülerde pitriasis roseaya benzeyebilir. Dermatoloji Uzmanınız tanı koymak için bazı kan testleri isteyebilir, gerekirse biyopsi yapabilir.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar yazılabilir. Sıcak olmayan ılık banyolar yapılması tavsiye edilir. Döküntüyü arttıracak fiziksel aktivitelerden kaçınılması önerilir.

    Bazen kortizon gibi antienflamatuar tedaviler kaşıntıyı baskılamak için verilebilirler. Hastalar bu hastalığın önemli bir hastalık olmadığı konusunda bilgilendirilmelidir.

    Unutulmamalıdır ki pitriasis rosea sık rastlanılan bir hastalıktır ve genellikle hafif geçirilir. Bir çok hasta tedavi ihtiyacı duymaz.


  3. Aşırı Kıllanma Tedavisi

    16 Kasım 2010 by admin

    Aşırı kıllanma yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert kılların çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında, aynı zamanda hormonal bir düzensizliğide gösterir.

    Normal Kıl Büyümesi

    Kıllar soğuk ve tahriş edici maddelere karşı koruyucudur. Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür, ve kıl derinin üzerinde kalan kısmı alınsada kökü durduğu sürece büyümeye devam eder. insanda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü vardır, ve bunların sayısı 40 yaşından sonra azalmaya başlar. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. Birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bu tip kıllar bulunur. ikinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital (cinsel) bögelerinde bulunan, sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Erkeklerin yüz ve vücutlarında bulunan kıllarda bu ikinci türdendir. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır. Bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.

    Hormon Dengesi ve Tüylenmenin Belirmesi

    Menarş´ın (adet kanamaları) başlaması ile genç bir kızın vücudunda bir kadına özgü değişikler olur. Bunlardan en önemlisi erkeklerden farklı ve az olan tüy dağılımıdır. Bu durum büyük oranda kadına özgü hormonal denge ile kontrol edilir. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir. Beyindeki hipofiz bezi salgıladığı hormonlar yolu ile yumurtalıkların, memelerin, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin fonksiyonlarını kontrol eder. Hipofizden salgılanan iki önemli hormon vardır.

    FSH: (Follikül Uyarıcı Hormon) yumurtalıklarda folikül olarak adlandırılan ve içinde yumurta bulunan sıvı dolu keseciklerin gelişmesini sağlar.
    LH: (Luteinize Edici Hormon) gelişmiş foliküllerin çatlamasını ve yumurtaların serbestleşmesini uyarır. Bu iki hormonun uyumlu çalışması ile sağlıklı yumurta gelişimi sağlanır. Yumurtalıkların salgıladığı en önemli hormon östrojendir (kadınlık hormonu). Östrojenin kadın vücudunun gelişiminde ve fonksiyonlarının devamında yeri çok önemlidir. Östrojenin en önemli fonksiyonlarından biri vücutda kadınsı bir tüy dağılımı sağlamaktır. Menapoza yaklaşıldığında yumurtalıklardaki yumurta deposu azalmıştır. Sağlıklı yumurta gelişimi olmaz ve östrojen Salınımı azalır. Hormonların bir orkestra gibi ahenk içinde çalışması ile kadının kendine öz fonksiyonları sağlıklı ve uyum içinde devam eder. Eğer kadında kalıtsal bir problem yoksa yumurta gelişimi, adet dönemleri, kılların vücutta dağılımı, üreme, kadınsı vücut ve ses gelişimi sağlıklı olacak ve aksamayacaktır.

    Yüzde ve vücutta aşırı kıllanmaya neler yol açar?

    Genellikle aşırı kıllanma kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjenler erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere hem erkek hemde kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan kılların sert, uzun kıllara dönüşmesine neden olur. Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da kıllanmaya neden olan durumlar;

    Menapoz
    Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder, buna bağlı olarak kıllanma görülebilir.
    Genetik
    Annesinde veya büyükannesinde aşırı kıllanma olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
    İlaç yan etkileri
    Erkek hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı kıllanma görülebilir.
    Polikistik over hastalığı
    Overlerde birçok kist oluşur ve erkek hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşırı kıllanma, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
    Yumurtalık Tümörleri
    Nadir olarakda androjen salgılayan hormonlar aşırı kıllanmaya neden olur.
    Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları
    Androjenler adrenal bezlerinde de üretilir. Adrenal hiperplazi (bezlerin büyümesi) durumunda fazla androjen üretilmesine ve aşırı kıllanmaya neden olur.

    Aşırı kıllanmanın nedeninin belirlenmesi
    Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyeleri belirlenir. Ayrıca yapılan ultrason incelemesi ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerinde ki tümörler tespit edilebilir.

    Aşırı kıllanma nasıl tedavi edilebilir?

    Kozmetik Tedavi
    Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş vs gibi yöntemler ile geçici olarak bu kıllardan kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden biridir. ince elektroliz iğneleri ile kıl köküne hafif bir elektrik akımı verilir ve kıl kökü öldürülür. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu en az altı ay sonra yaptırması uygun olur.

    Tıbbi Tedavi
    Aşırı kıllanmanın tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltan proteinlerin üretilmesini sağlar. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerinin hastalıklarına bağlı aşırı kıllanmanın tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH anologları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı kıllanma tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni kıl çıkması engellenir. Önceden çıkan kıllar hormon tedavisi ile dökülmez, tedavinin bitiminden en az altı ay sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başlandıktan ortalama bir ila iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak kıllanmanın tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.
    Sevgi Moda
    Moda, Aşk, Kadınca Istanbul Hotels
    İstanbul Otelleri B


mirc sohbet siteleri cet islami chat